3view.az - http://3view.az
Çar Putin
http://3view.az/articles/4339/1/
Dərc olunub 13.08.2009
 

Dr. Hasan Oktay

Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in ve ya Çar Putin, 6 Ağustos’ta Türkiye’ye yaptığı ziyaret, bütün dünyanın dikkatlerini üzerine çeken özel bir öneme sahip oldu. Hiç olmazsa bundan dolayı,  Türk-Rus ve Türk-Sovyet ilişkilerinin tarihine bakıldığında, eskiden tarafların bu düzey ziyaretlerle ilgili hazırlıklarının daha ayrıntılı olduğu, daha uzun sürdüğü bilinmektedir.
Bu güne kadar yapılan ziyaretlerin sonuçlarına gelince, bunlar daha çok protokol niteliğindeydi. Ama bu sefer Rus hükümeti Türkiye'ye gerçek bir çıkartma yapmak ihtiyacını hissetti. Bundan da öte, Putin’in ziyareti her şeyden önce teknik ve organizasyon bakımından sıkı bir şekilde dersine hazırlandığını gösterdi.  Zira Rusya artık bölgede varlığını her geçen gün daha güçlü bir şekilde hissettirdiği gibi Türkiye’nin de önemini kavramıştır. Artık Rusya açısından ve ya Türkiye açısından işler daha ciddi boyutlarda değerlendirmeleri gerekmektedir.
Bu ziyaret öncesinde Ankara’da Türk-Rus Hükümetler Arası Karma Ticari ve İktisadi İşbirliği Komisyonu’nun toplantısı yapıldı. Rus heyetine Başbakan Yardımcısı İgor Seçin başkanlık etti. Ticaret boyutuyla değerlendirildiğinde, her iki ülke arasında ciddi sayılabilecek bir ticari potansiyelin varlığı, aslında bu tür toplantıların daha sık yapılmasını önermektedir.
Asıl Putin’e Çarlık unvanı kazandıran bu ticari potansiyelin varlığı ile beraber stratejik ve dünyanın yeniden şekillendirilebileceği enerji boyutundaki sıkı takibidir. Putin, bu gelişmeleri iyi okuyabilen bir danışman kadrosuyla çalıştığını,dünyada yeniden var olduğunu  Türkiye’ye yaptığı çıkartmayla göstermiş oldu. Dünya yeni bir Çar ile karşıkarşıyadır.

NABUCCO mu Güney Akım mı?
Bu ziyaretler çerçevesinde Türkiye ve Rusya Enerji Bakanları Taner Yıldız ve Sergey Şmatko da bir araya geldi. Rusya ve Türkiye arasında, enerji alanındaki iş birliğinin ilerletilmesi konusunda anlaşmalara imza atıldı. Şmatko ayrıca sansasyon niteliğindeki olası bazı gelişmelerin de olacağına vurgu yaparak, Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi çerçevesindeki iş birliğine ilişkin hükümetler arası anlaşmanın imzalanması, Karadeniz'in Türk kısmından geçebilecek Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi ile ilgili gerekli izin belgelerinin hazırlanması için de uzlaşmaya varıldığını bildirdi.
İki ülkenin Başbakanları ise Atomstroyeksport, Inter RAO EES ve Türk şirketi olan Park Teknik'in katıldığı Türkiye'deki ilk nükleer santralin inşasıyla ilgili ihaleyi, Rus doğalgazının Türkiye'ye ithalini öngören ve 2011 yılında süresi dolan anlaşmanın uzatılmasını, 2. Mavi Akım'ın hayata geçirilmesi imkânlarının araştırılması ve Ankara'nın Güney Akım Projesi’ne katılması konusunu imza altına aldılar. Dünyanın ilgisini üzerine çeken bu yoğunluktaki anlaşma trafiği, Türkiye ile Rusya’nın önümüzdeki yıllarda daha da yakınlaşacağının sinyallerini veriyordu aslında.
Rusya daha bir ay kadar önce 13 Temmuz’da imzalanan Nabucco projesiyle devre dışı bırakılmaya çalışılırken şimdi ise enerji köprüsünün başına geçtiğinin işaretini cesurca verme aşamasına gelmişti. Bu hızlı süreç, bir anlamda dış politikada kararlı ve ısrarlı olmanın bir sonucuydu Rusya için. Daha çok da Çar Putin için.
AB, Nabucco projesiyle Rusya’ya olan enerji bağımlılığını bir an olsun azaltmaya çalışırken, Güney Akım Projesi’nin Türkiye-Rusya anlaşmasıyla hayata geçmesi, AB’nin umutlarını suya düşürmüş oldu. Aslında bu durum, AB’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı adı konmamış dışlama politikasının da bir sonucu olarak algılanabilir.
Türkiye, hem Nabucco hem de Güney Akım Projesi’nde çekingenliğini üzerinden atıp pozisyonunun farkındalığından hareketle, bölgesel güç stratejisini uygulayacaktır. Artık yeniden şekillenen dünyada, Türkiye bölgesel güç ve bunun ötesinde düzenleyici güç olarak anılacaktır.
Çar Putin’in Türkiye ziyaretinin, Türk-Rus ilişkilerinde beklenenin fevkinde bir gelişmeye yol açacağına kesin gözüyle bakılırken, bu gelişmelerin Kafkasya barışına katkı sağlamasına dönük olması ise Türkiye’nin elindedir. Nabucco ve Güney Akım Projeleri, Kafkasya barışını ve istikrarını düzenleyebilecek bir enerji projesidir. Bölgede barışı sağlamak, dünya dengeleri açısından şimdi çok daha önemlidir. Fakat bu barış bir güç dengesinin işine yararken eğer diğer bir güç dengesini bozuyorsa o zaman bölgedeki istikrarsızlığın süreceği yönündeki kanaatler ön plana çıkmaktadır.

Çar Putin ve Kafkasya
Moskova-Ankara-Erivan-Bakü ölçeğinde jeopolitik görünüm, önümüzdeki günlerde değişik bir hâl alacağa benziyor. Zira Kafkasya’da Gürcistan-Rusya krizinden sonra dengeler Ermenistan üzerine kaymıştır ve Ermenistan iktidarının bu konjonktürde daha fazla mevcut durumunu sürdüremeyeceği yönündedir. Ermenistan muhalefeti Sarkisyan iktidarını zorlamaya başlamış, hatta eski Dışişleri Bakanı Oskanyan bile muhalif hareketleri destekler olmuştur.
Gözüken o ki bu türden gelişmeler her şeyden önce Karabağ sorununun çözümüne yansıyacak. Moskova ve Ankara'nın Kafkasya'da ortak noktalardan hareket edebileceği seçeneğini ön plana çıkaracaktır. Erivan bu planda iç ve dış muhalefet konusunda son derece zorlanacağından, çekingen davranmaya başladı. Hatta Sarkisyan, daha Türkiye-Ermenistan milli maçının oynanmasına  zaman varken Türkiye’ye gelmeyeceğinden bahsetmek ihtiyacı hissetti. Çar Putin, Türkiye ile yakaladığı tarihi fırsatı değerlendirip Kafkasya’da Türkiye’nin varlık amacına karşı durmayacaktır. Türkiye’nin Kafkaslarda barışı ve istikrarı istediği konusunda yaşadığı tereddütleri kafasından silme zamanı gelmiştir. Kafkasyada Erivan ve Bakü'nün devre dışı bırakılacak bir çözüme ne Ankara ne de Moskova taraf olmayacaktır. Çar Putin'in son hamleleriyle Kafkaslarda çözümün yolu bu dört başkentten geçecektir.

Obama ve Kafkasya
Kafkaslarda Türk-Rus yakınlaşması gündeme gelirken Amerika Obama’nın acemi danışmanları sayesinde bölgede geri plana itilmeye başladı.
Bu aslında Amerika’da "cahil danışmanlar" sorununu gündeme taşıdı. Amerika’da ortaya çıkan bu durum, özellikle Türkiye kökenli iş bilmeyen fakat lobilerin desteği ile hareket eden danışmanların başarısızlığı olarak algılanmıştır.
ABD, bu gerilemeyi durdurabilmek için Matthew Bryza'yı Azerbaycan’a elçi atamayı gündeme getirdi. Bryza, Azerbaycan’da “yalancı çoban” olarak da bilinmesine rağmen, Kafkasya’daki bu dengeleri ne kadar ABD çıkarlarına çevirebileceği daha şimdiden tartışılmaktadır.
Türk-Rus ilişkilerinin yelpazesi, özellikle Obama’nın Nisan ayı başlarında Türkiye ziyaretinden sonra daha da genişlemeye başladığından, ABD’nin Azerbaycan üzerinde yapacağı planlama şimdiden etkisini yitirmiş gözükmektedir. Çar Putin’in 6 Ağustos Türkiye ziyareti dünya enerji dengesini değiştirdiği gibi Kafkasya için bazı gelişmeleri de peşinden getirebilir.   
Azerbaycan ile Ermenistan arasında diyalogun tesisi ve Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için gerekli koşulların gözden geçirilmesiyle beraber, Karabağ meselesinde hem Ermenistan’ı hem de Azerbaycan’ı memnun edecek bir çözüm bulunması için adım atılabilir. Kafkasya’da barış hem çok yakın hem çok uzak görünürken, bu aynı zamanda savaşın hem çok yakın ve hem de çok uzak olduğu anlamına gelmektedir. Zira hem Aliyev’in hem de Sarkisyan’ın, son bir ay içinde savaşa vurgu yapan açıklamaları, bölgedeki tansiyonun ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.
Obama’nın, Kafkaslarda ABD etkinliğini artırmak isterken Azerbaycan’ı Rusya saflarına itmesi, Rusya’nın Nabucco’ya karşı Güney Akım Projesi’ni ön plana çıkarması, Kafkaslarda barış hamlesini umutlandırırken, Matthew Bryza'nın Azerbaycan elçiliği ile yeniden savaşın körüklenebileceği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.
Kafkaslarda Türkiye’nin içinde olmadığı bir çözüm programının artık işlemeyeceğini hem Rusya ve hem de ABD görmüş olmalıdır. Bu süreç, Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’yı ortak zeminde hareket etmeye itmekte olup, ABD’nin ise bölgesel barışı desteklemekten başka yol olmadığını kavrayacağını göstermektedir.
Ermenistan en önemli iki müttefiki Rusya ve Amerika’yı kaybetmemek için artık bölgede "sorunlu" devlet olmaktan çıkıp "sorumlu" devlet olmak konusunda çok ciddi düşünceler içine girmesi gerektiğini kavrayacaktır. Sarkisyan ve Aliyev şimdiden sonra Karabağ’ı iç ve dış politika malzemesi yapmaktan vazgeçip bölgede barışın önünü açmak konusunda Moskova, Ankara, Erivan, Bakü sürecinde hareket etmek zorundadırlar. Bu süreç Kafkaslara barışı ve istikrarı getireceği gibi Türkiye’nin Kafkasların coğrafi bir parçası olarak bölgedeki gücünü artıracaktır.
Bu süreç, Rusya’nın tarihsel yanılgısından da vazgeçmesine dönük bir hamle olabilir. Türkiye’nin artık Rusya için bir tehdit değil, bilakis bölgesel stratejik ortak olarak değerlendirilmesiyle birlikte, bölgede sürtüşme yerine güç paylaşımının yolu açılabilir.
Çar Putin ile başlayan Rusya’daki dönüşüm sürecinin varlığını devam ettirebilmesi için, Rusya’nın elindeki enerji kozunu akılcı şekilde oynaması, bu süreçte de Türkiye’nin varlığını ve konumunu iyi değerlendirmesi gerekir. Türkiye dünyada ve bölgede yabana atılamayacak bir güçtür ve bu güç daha da büyüyerek devam edecektir.
Barışın bölgesel olmaktan çıkıp dünyaya yayılabilmesi için Türkiyenin dünyaya söyleyecek sözü var.